Beon ailesine merhaba! Bu içerikte “8’in karekökü nedir” hakkında kapsamlı bir rehber hazırladık.
Kayseri’de Bir Akşam ve İçimdeki Denklem
İlginizi Çekebilecek İçerik: 625 Karekökten nasıl çıkar ?
Kayseri’nin akşamları bambaşka oluyor. Rüzgâr, şehrin taşlarına sürtünürken sanki eski bir hikâyeyi yeniden yazıyor gibi. Penceremden dışarı baktığımda Erciyes’in silueti kararıyor, gökyüzü yavaş yavaş laciverte dönüyor. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı şeyleri çözmüş değilim. İnsan büyüdükçe her şey netleşir sanıyorsun ama tam tersi oluyor; sorular çoğalıyor, cevaplar küçülüyor.
O gün defterimi açtığımda ilk yazdığım şey “√8 nedir?” oldu. Matematik dersi çoktan bitmişti ama o soru içimde takılı kalmıştı. Sanki sadece bir sayı değil de, benim hayatımın bir köşesinde eksik kalan bir şeydi.
Matematik Sınıfında Başlayan Hikâye
O sabah okulun eski binasında, tahtanın üzerinde tebeşirle yazılmış bir denklem vardı. Öğretmen, sesi biraz yorgun ama sabırlı bir tonla konuşuyordu.
“Bugün köklü sayıları tekrar ediyoruz.”
Tahtaya yazdı: √8
Tam o an içimde garip bir şey oldu. Sanki bu sayı sadece bir matematik konusu değil de, başka bir anıya açılan kapıydı. Defterime baktım, kalemim elimdeydi ama yazmak istemiyordum. Çünkü aklım başka bir yerdeydi.
Öğretmen anlatıyordu:
“√8, 2√2 olarak sadeleşir. Ama önemli olan sadece sonuç değil, sürecin kendisidir.”
Sürecin kendisi…
Bu cümle beni yakaladı. Çünkü ben de hayatımda hep sonuca bakıyordum. Nerede yanlış yaptım, nerede doğruyu kaçırdım diye düşünüyordum. Ama kimse bana sürecin nasıl hissedileceğini anlatmamıştı.
O an içimde bir eksiklik hissettim. Belki de √8, benim içimde tamamlanmamış bir hikâyeydi.
Kaybolmuş Bir Mesafe: 2√2 Gibi Hayat
Ders bitince dışarı çıktım. Okul bahçesi soğuktu, taş zemin ayaklarımın altında yankı yapıyordu. Arkadaşlarım konuşuyordu ama sesleri uzak geliyordu. Ben kendi içime kapanmıştım.
√8’in aslında 2√2 olduğunu düşünüyordum. İki tane kök 2…
Garip bir şekilde bunu insan ilişkilerine benzettim. İki ayrı kök, iki ayrı başlangıç. Yan yana geldiğinde bir bütün oluşturuyor ama hiçbir zaman tamamen sadeleşmiyor. İçinde hep bir kök kalıyor.
O gün aklıma biri geldi. Adını burada söylemeyeceğim ama sesini hâlâ hatırlıyorum. Gülüşü, sanki matematikteki o açıklanamayan kısmı çözüyormuş gibi hissettirirdi.
Ama çözemedi.
Ya da belki ben çözemedim.
Birlikte olduğumuz zamanlar da √8 gibiydi aslında. Ne tamamen basit, ne tamamen karmaşık. Ortada bir yerde asılı kalmış bir şey.
Günlüğe Düşen İlk Çatlak
Akşam eve döndüğümde defterimi açtım. Yazmaya başladım:
“Bugün √8’i öğrendim. Ama aslında ben onu zaten biliyormuşum.”
Kalemi durdurdum.
Çünkü bu sadece bir matematik meselesi değildi.
Hayatımda da sürekli sadeleştiremediğim şeyler vardı. İçimde büyüyen ama bir türlü sonuca ulaşmayan duygular. İnsan bazen en basit şeyleri bile karmaşık hale getiriyor.
Pencereden dışarı baktım. Kayseri’nin ışıkları uzaktan küçük sarı noktalar gibi yanıyordu. Her biri başka bir hikâye taşıyordu belki de. Ama kimse kimsenin √8’ini bilmiyordu.
Bir İnsan, Bir Sayı ve Eksik Kalan Parça
Ertesi gün yine matematik dersi vardı. Öğretmen bu kez geometri anlatıyordu. Kareler, köşegenler, uzunluklar…
Tahtaya bir kare çizdi ve kenar uzunluğunu 2 olarak verdi.
“Bunun köşegeni nedir?”
Sınıfta sessizlik oldu. Birkaç kişi hesap yaptı, sonra öğretmen yazdı:
√8
İşte o an, içimde bir şey kırıldı. Çünkü bu sayı artık sadece bir sonuç değildi. Bir mesafeydi. Bir köşeden diğerine giden ama düz bir çizgi olmayan bir yoldu.
Kendi hayatımı düşündüm. Bir köşeden diğerine giderken ne kadar dolanmıştım? Ne kadar yanlış yollara sapmıştım?
Belki de herkesin hayatı böyleydi ama kimse açıkça söylemiyordu.
Erciyes’in Altında Düşünmek
Okuldan sonra Erciyes Dağı’na doğru yürüdüm. Soğuk hava yüzüme çarpıyordu. Ellerim cebimdeydi, ama içim boştu.
√8’i düşündüm.
2√2’yi düşündüm.
Ama en çok kendimi düşündüm.
İki parça gibi hissediyordum. Bir tarafım geçmişte kalmıştı, diğer tarafım geleceğe bakıyordu. Ama ikisi de tam değildi. Arada bir yerde sıkışıp kalmıştım.
Bir kayanın üzerine oturdum. Gökyüzü griydi. İçimden geçenleri kimse duymuyordu ama ben kendimi duyuyordum.
“Ben neden sadeleşemiyorum?” dedim içimden.
Sesim rüzgâra karıştı.
Kaybolan Bir İlişki ve Matematiksel Bir İz
O kişiyle son konuşmamız da bir akşam olmuştu. Telefon ekranına bakarken mesaj yazıp silmiştim defalarca.
Sonunda sadece şunu yazmıştım:
“Biz √8 gibiyiz.”
Anlamamıştı.
Belki de anlatamamıştım.
Ama ben ne demek istediğimi biliyordum. Biz ne tamamen basitti ne de çözülebilecek kadar net. Arada kalan, kökü içinde saklı bir şeydik.
Cevap gelmedi.
Ve o sessizlik, √8’den daha ağırdı.
Defterin Kenarına Yazılan Gerçek
O gece defterime şunu yazdım:
“√8 = 2√2 ama bazı şeyler sadeleşmiyor.”
Kalemi bıraktım.
Gözlerim doldu ama ağlamadım.
Çünkü bazı duygular ağlamakla çıkmıyor. İçinde kalıyor, kök gibi büyüyor.
İnsan büyüdükçe anlıyor: her şey çözülmüyor. Bazı şeyler sadece taşınıyor.
Hayatın Köşegenleri
Günler geçtikçe √8 kafamda büyümeye devam etti. Matematik defterine bakarken bile artık sadece bir sayı görmüyordum. Bir yol görüyordum. Bir köşeden diğerine giden, ama düz olmayan bir yol.
Hayatım da öyleydi.
İş başvuruları, hayal kırıklıkları, yarım kalan konuşmalar, söylenmemiş cümleler…
Hepsi birer köşegen gibi içimde uzanıyordu.
Bazen düşünüyorum da, belki de insanın kendisi bile √8’dir. Dışarıdan basit görünür ama içine baktığında kökler, parçalar ve birleşmeyen duygular vardır.
Geceyle Gelen Sessizlik
Gece olduğunda Kayseri daha sessiz oluyor. Sokak lambalarının altında yürürken ayak seslerimi duyuyorum.
O an içimdeki düşünceler daha netleşiyor.
√8 artık sadece bir matematik sorusu değil.
Bir yüz, bir anı, bir konuşma, bir suskunluk.
Hepsi aynı şeyin içine karışmış durumda.
Ve ben hâlâ çözmeye çalışıyorum.
Ama belki de çözmem gerekmiyor.
Kendime Söylediğim Son Cümle
Defterimi kapatmadan önce son bir şey yazdım:
“Bazı şeyler sadeleşmez. Sadece yaşanır.”
Kalemi bıraktım.
Dışarı baktım.
Erciyes hâlâ oradaydı.
Gökyüzü hâlâ değişiyordu.
Ve √8, hâlâ içimde duruyordu.