Osmanlı’da Emekli Maaşının Adı Nedir? Bir Hikaye Üzerinden Düşünceler
Bazen bir kelime, bir düşünce, bir tarihî detay, insanın bütün dünyasını değiştirebilir. Bugün sana anlatacağım hikaye de tam olarak böyle bir şey. Hayatımda hiç unutmam, o gün ne kadar merak ettiğimi. Kayseri’de, bir akşamüstü, eski mahalle fırınının karşısındaki taş duvarda Osmanlı’ya ait bir yazı görmüştüm. Bu yazı, bir dönemin anılarını taşıyan küçük bir parça gibiydi. Ancak dikkatimi çeken şey sadece yazının güzelliği değil, aynı zamanda orada gördüğüm bir kelimeydi: “İkramiye.” O an, aklımda bir soru beliriverdi: “Osmanlı’da emekli maaşının adı neydi?” Ve işte o andan sonra, zaman içinde bu soruya dair keşiflerim başladı.
Bir Akşamüstü ve Merak
O akşam, üstüme çöken bir tür huzursuzluk vardı. Gençliğin o anlam veremediğin ama hissedebildiğin boşluğu. Yavaşça yürüyordum, sokaklardan geçerken insanların sohbetlerini, esnafın gülüşmelerini duyuyordum. Fırının önünden geçerken, o taş duvarda Osmanlıca bir yazıyı fark ettim. Her şeyin normal akışında bir gariplik vardı. Sanki zamanla aramda bir bağ kurulmuştu. İşte tam o anda, o yazıdaki “ikramiye” kelimesi, aklımda bir kıvılcım oluşturdu. “İkramiye” kelimesinin bu kadar eski bir kelime olduğunu hiç düşünmemiştim. Emekli maaşı neydi peki? Osmanlı’da bir işçi, yaşlı bir adam, emekli olunca ne alıyordu? O anda, 19. yüzyılın sonlarında bir zaman yolculuğuna çıkmayı hayal ettim.
Bir Devletin “Teşekkür” Şekli: İkramiye
İkramiye, emekli maaşından biraz farklıydı aslında. Osmanlı’da, “İkramiye” adı verilen bir ödeme vardı, genellikle askerler ve devlet memurları için. Bu, bir anlamda devlete yıllarca hizmet etmiş olan kişilere duyulan minnettarlığın bir ifadesiydi. Düşünsenize, bir insan yıllarını devlete adamış, köylerinde, kasabalarında, şehirlerinde halkla ilgilenmiş, her gün çalışmış ve sonunda bir gün geldiğinde, emekli olup bir “teşekkür” alıyor. Bunu düşündüm. Belki de bazen çalışmak sadece para kazanmak için değil, o saygınlık ve minnettarlığın bir sonucu olarak yapılırdı. Ama ben de o zaman düşündüm, bir kişinin hayatı boyunca çalışması, ne kadar güzel olursa olsun, yalnızca para ve ikramiye ile ölçülemez.
Bir türlü kafamda bu “ikramiye” kelimesiyle ilgili bir şeyler tamamlanamıyordu. O anda, geçmişin ve bugünün birbirine nasıl paralel gittiğini fark ettim. Hayatımda belki de ilk kez, bir kelime bana bu kadar anlamlı geldi. “İkramiye”, sadece bir ödeme değildi. O, bir insanın emeğine ve hayatına duyulan saygının somut bir haliydi. Ama neden? Neden bizim için emek sadece bir maaş olmalıydı? Belki de emek, bir kişinin kalbinde hissettiği değerle ölçülmeliydi.
Günümüz ve Gelecek: Benim Hayal Kırıklığım
O gün, tüm akşam üzerini bu sorularla geçirdim. O günden sonra birkaç gün boyunca araştırmalar yaptım. Osmanlı’da devlet, çalışanlarına ve emeklilerine saygısını, onları ödüllendirerek gösterirdi. Bu beni düşündürdü. Birçok insan, günümüzde, çalışırken ve yaşlandıklarında kendilerini yalnız hissediyor. Modern dünyada, çoğu insan sadece geçim derdinde. Peki, bu da bir tür “ikramiye” değil mi? İyi bir emeklilik planı, yaşlılıkta huzurlu bir yaşam sağlamak, iş hayatındaki başarımızın bir yansıması değil mi? Ama o zaman, neden bazen emekliye ayrıldığında insan yalnız hissediyor? Çünkü emek, sadece maaşla ölçülmüyor.
Bir gün aklıma takıldı: “Bize ikramiye veriliyor mu?” Soruyu kendime sordum. Öyle ya, bu kadar hızlı bir şekilde devletten ya da iş yerinden aldığımız maaşlarla mı gerçekten tatmin oluyoruz? Emeklilik dediğimizde sadece yaşlanmış ve maaş almış insanlar mı var? Gerçekten emekli olan kişi, geçmişteki yaptığı işler nedeniyle toplumda saygınlık kazanmalı, değil mi? Ama maalesef, çoğu zaman bu saygınlık yalnızca bir parayla sınırlı kalıyor. Emek, artık sadece bir maaş olmaktan çıkmış durumda. Bu noktada, her şeyin ne kadar bir sistemin parçası haline geldiğini bir kez daha hissettim. O zaman Osmanlı’daki “ikramiye”yi düşündüm. Bir teşekkür. Gerçekten, sadece bir teşekkür belki de en güzel ödüldü.
Bir Anlam Arayışı: Emek ve Saygı
Bugün, hala o Osmanlıca yazıyı hatırlıyorum. O yazının karşısında durduğumda hissettiklerim, bana emekle ilgili ne kadar önemli bir şeyin kaybolduğunu fark ettirdi. “İkramiye”, belki de bir dönemin saygı sembolüydü, ama aynı zamanda bir hatırlatmaydı. Emek, görünmeyen bir ödül değildir. Bir kişi yaşlandığında, artık çalışamayacak durumda olduğunda bile, gösterdiği emeğin bir değeri olmalı. Gerçekten, “ikramiye” dediğimiz şey sadece bir ödeme değil, bir saygıdır. O gün, hayatımda emek hakkında düşündüğüm en derin anlamı bir kelimede buldum.
Bugün, belki de yaşlandığımızda, yıllarca çalıştığımızda bizim de bir “ikramiye” alacağımızı düşleyerek değil, yaptığımız işler nedeniyle saygı göreceğimizi umut ederek yaşıyoruz. Bence, gerçek emek ödülleri, paradan daha fazlasıdır. Bunu Osmanlı’dan öğrenebiliriz. Çünkü o zamanlar, emek sadece alınan bir maaşla ölçülmüyordu, emek bir değerin, bir toplumun parçasıydı.